|
Çin'deki komünizm ana hatları ile iki
döneme ayrılabilir: Mao dönemi ve Deng dönemi. Mao ve Deng'in uygulamalarında
ve düşüncelerinde ayrıldıkları bazı noktalar bulmak mümkündür. Ancak
geniş bir perspektiften bakıldığında iki dönem önemli benzerlikler
taşır. Bu değerlendirmenin temel kıstasını ise insan hakları ve
demokrasi oluşturmaktadır. Her iki dönem boyunca da ülke Komünist
Parti'nin mutlak kontrolü altında tutulmuştur. Ve günümüz yöneticileri
de Çin halkını aynı baskıcı rejim altında ezmeye devam etmektedirler.
Mao dönemi 1949'dan 1977'ye kadar uzanır. Bu dönem, milyonlarca
insanın açlıktan öldüğü, milyonlarcasının katledildiği, hayatın
her alanında katı bir disiplinin hakim olduğu, bireysel hiçbir özgürlüğe
izin verilmediği, kitlelerin şiddetle ve baskıyla terbiye edildiği
bir dönemdir. Ancak kuponla yiyecek alınabildiği, sadece tek tip
kıyafete izin verildiği, halkın yalnız devletin belirlediği fabrikalarda
ve tarlalarda çalışabildiği bu dönemde kimin kimle evleneceğine,
nerede oturacağına, kaç çocuk sahibi olacağına da hep Komünist Parti
karar vermekteydi.
 
Komünist Çin'in dış dünyaya sunduğu görüntü, ülke içinde yaşananlardan
çok farklıdır. Gökdelenlerin, modern caddelerin ve lüks işyerlerinin;
kamplarda insanlık dışı koşullar altında çalışan, yemek bulamadıkları
için çöpten topladıklarıyla hayatlarını devam ettiren ve iş
kuyruklarında saatlerini geçiren 100 milyona yakın insanın
yaşadıklarını unutturması mümkün değildir.
|
Günümüzde ise belki artık kuponla yiyecek alınmamakta, isteyen
istediği kıyafeti giyebilmekte, en azından komşu şehirlerde işe
girebilmektedir. Ancak ekonomik ağırlıklı olan bu değişiklikler,
Parti'nin siyasi zihniyetinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır.
Bu da Çin halkının ancak Komünist Parti'nin koyduğu sınırlar içinde
özgür olduğu anlamına gelmektedir. Nitekim son dönemde yaşanan ekonomik
değişiklikler de, Mao'nun uygulamaları neticesinde iflas eden Çin
ekonomisini düzeltebilmek için Komünist Parti'nin zorunlu olarak
özel yatırıma izin vermesi ile başlamıştır.
|


|
Ayrıca bu yenilenme ve gelişme kırsal bölgelere yansımamış, kırsal
bölgelerdeki yoksulluk oranı gün geçtikçe artmıştır. Bunun yanı
sıra, kitabın önceki bölümlerinde detaylı olarak ele aldığımız idamlar,
çalışma kampları, mahkumların organlarının satılması, zorunlu aile
planlaması gibi uygulamalar da ısrarla sürdürülmektedir. 1989'da
yaşanan ünlü Tiananmen katliamından sonra Devlet Başkanı Jiang Zemin'in,
"ekonomik reformların devam edeceğini, ama kimsenin demokratikleşme
rüyası görmemesi gerektiğini" açıklaması, Parti siyasetini özetlemesi
açısından oldukça önemlidir.
New York Times gazetesinde yer alan bir makalede ise, Çin'in demokrasi
anlayışı şu şekilde tarif edilir:
Adalet Bakanlığı 2.000'den fazla siyasi tutuklu olduğunu kabul
ediyor, üstelik bu, bu rakamın son yıllarda azalmış hali. Ayrıca
sayısı bilinmeyen binlerce siyasi ve dini tutuklu da işçi kamplarını
ve akıl hastanelerini doldurmuş durumda. Gerçek bir polis devleti
olan Çin'de, 1979'da Wei Jingsheng ve Xu Wenli reform için Demokrasi
Duvarını oluşturduklarından beri çok az şey değişti. Wei hapishaneye
konuldu ve halen hapiste, Xu ise siyasi bir münzevi. 74
Görüldüğü gibi Çin Hükümeti, herkesin, düşüncesini belirtmekte
özgür olduğunu iddia etse bile, Çin vatandaşlarının, rejimi, üst
düzey parti yöneticilerini ve bu kişilerin uygulamalarını eleştirmeleri,
bu eleştirilerini yazılı hale getirip yayınlamaları yasaktır. Parti'nin,
kendi görüşleri dışında kalan görüşler üzerinde katı bir denetimi
vardır. Devlet güvenliği kavramı çarpıtılmakta ve en ufak bir eleştiri
devlet güvenliği kapsamına sokularak kişiler cezalandırılmaktadır.
Böyle bir girişimde bulunanlar gözaltına alınıp tutuklanmakta ve
aylarca mahkemeye çıkarılmadan, nerede tutulduğu en yakınlarına
dahi haber verilmeden alıkonulmaktadır.
TİANANMEN KATLİAMI

4 Haziran 1989 tarihi, komünist Çin'in vahşetine tüm dünyanın bir
kez daha tanık olduğu bir gün oldu. Pekin'in ünlü Tiananmen Meydanı'nda
daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük için gösteriler yapan
üniversite öğrencileri karşılarında kendi devletlerinin ordusunu
buldular. Çin yönetimi, karşısındakilerin henüz 19-20 yaşlarındaki
kendi vatandaşları olmasını önemsemiyordu. Komünist Çin'e göre önemli
olan rejimin tehlike altında olması ihtimali idi ve politbüro bu
üniversite gençlerinin rejimi tehdit ettiği kanaatine varmıştı.
İşte bu kanaat binlerce insanın katledilmesine, binlercesinin yaralanmasına,
on binlercesinin tutuklanıp işkence görmesine neden oldu.
 |
4 Haziran 1989 günü Halkın Ordusu, Tiananmen'de gösteri yapan öğrencilerin
üzerine yürüdü ve Çin Kızıl Haçı'nın verdiği rakamlara göre 2.600
kişiyi öldürdü (Çin Kızıl Haçı'nın verdiği rakamlara, Çin ordusu
tarafından gizlice gömülenler veya akıbetleri hiçbir zaman öğrenilemeyen
kişiler dahil değildi). Başka kaynaklar ise ölü sayısının 7 bin
ile 20 bin arasında değiştiğini tahmin etmekteydiler. Olaylar sırasında
7 binden fazla kişi yaralandı. 40 bin kişi tutuklandı (daha sonra
bunların bir çoğu da halkın gözü önünde idam edildi).75
Ve böylece komünist Çin, kendisine muhalif olanları etkisiz hale
getirmekte ne kadar "başarılı" olduğunu bir kez daha tüm dünyaya
göstermiş oldu.
Tiananmen, 1919'da da Çin halkının Batılı sömürgeci devletlere
karşı başlattığı geniş katılımlı demokrasi hareketinin en önemli
merkezi olmuştu. Dolayısıyla bu tarz gösteriler
için sembolik bir anlam taşıyordu. Pek çok devlet binasının bu meydanın
etrafında bulunuyor olması da, zaman zaman yapılan gösterilerde
hep burasının tercih edilmesine neden oluyordu. 1989'daki gösteriler
ise Pekin'deki üniversite öğrencilerinin, reformist görüşleri ile
tanınan ve gösterilerden kısa bir süre önce ölen Parti eski Genel
Sekreteri Hu Yaobang'ı anmak istemeleri ile başladı. Aslında öğrencilerin
taleplerine hep sıcak yaklaşan Hu Yaobang'ın ölümünden sonra, üniversitelerde
Yaobang'ı anma toplantıları yapmak bir tür gelenek haline gelmişti.
Ve bu toplantılar bir müddet sonra daha çok demokrasi, üniversitelere
bağımsızlık, daha çok iş imkanı ve basın özgürlüğü isteyen toplantılara
dönüşmüştü.
Ancak bu seferki anma töreni hepsinden farklıydı. Hu Yaobang'ın
ölüm tarihi olan 22 Nisan'da yüz binlerce öğrenci meydanı doldurdu
ve taleplerini hükümete sunmak istediler. Öğrencilerin bu hareketi
ve talepleri göz ardı edildi. Bunun üzerine öğrenciler Pekin Üniversitesi
Otonom Federasyonu'nu kurduklarını açıkladılar. Kısa sürede harekete,
işçilerden de destek geldi ve Pekin İşçileri Otonom Federasyonu
da harekete katıldı. Bu durum politbüroyu fazlası ile rahatsız etmişti.
Çünkü hareket gittikçe basit bir öğrenci hareketi olmaktan çıkıyor,
her kesimden insanın katıldığı, komünist rejimi tehdit eden bir
harekete dönüşüyordu. Politbüro dikta rejimini kaybetmek korkusuna
kapılmıştı. 26 Nisan günü hükümet tüm gösterileri yasakladığını
açıkladı. Hükümetin resmi yayın organı olan People's Daily gazetesinin,
"Ayrılıkçıklara Karşı Gereken Önlemlerin Alınması Şarttır" şeklindeki
manşeti, politbüronun gösteriler karşısında taviz vermeyeceğini
gösteriyordu. Haberde yer alan, "öğrencilerin komplocuların oyununa
geldiği" şeklindeki yorumlar, öğrenciler arasında tansiyonun yükselmesine
neden olmuştu. Haberden bir gün sonra, 27 Nisan günü onlarca farklı
kampüsten 100 bine yakın öğrenci meydanda toplandı ve hükümet, taleplerini
kabul edinceye kadar meydandan ayrılmayacaklarını açıkladılar.
4 Mayıs'ta öğrenciler Tiananmen Meydanı'nda okudukları bir bildirge
ile, hükümeti yolsuzluklarla mücadele etmeye, anayasal hakların
korunmasını garanti altına almaya, siyasi ve ekonomik reformlara
hız vermeye, yeni bir basın kanunu çıkararak özel gazetelerin çıkarılmasına
izin vermeye davet ettiler. Ülkenin dört bir yanından öğrenciler
Pekinli arkadaşlarına destek vermek için Pekin'e hareket etmiş,
Pekin halkı meydanın etrafına toplanıp büyük bir set oluşturmuş,
ülkenin çeşitli kesimlerinden işçiler ise öğrencilere destek verdiklerini
açıklamışlardı. Ancak Çin Hükümeti öğrencilerin taleplerini kabul
etmenin, rejimde bir çözülme başlatacağını düşünüyorlardı. Öğrencilere
tanınacak herhangi bir hakkın diğer kesimlere de tanınması gerekecekti.
Bu da insanları birer üretim aracı olarak değerlendiren ve onların
hak sahibi olmalarını değil sadece çalıştırılmaları gerektiğini
düşünen komünist rejim için ciddi bir tehlikeydi.


Tiananmen Meydanı'nda 1989 yılında öğrencilerin
başlattığı girişim, Komünist Parti tarafından acımasızca cezalandırıldı.
|
Öğrencilerin 13 Mayıs'ta başlattıkları açlık grevi, aydınlardan
ve öğretim görevlilerinden destek gördü, onlar da greve katıldılar.
Birkaç hafta içerisinde açlık grevi milyonlarca insanın desteğini
almıştı. Meydanda gösteri yapanların sayısı ise yarım milyonu geçmişti.
Bu, komünist Çin tarihinin en büyük gösterilerinden birisiydi. Öğrenciler
ile hükümet arasında diyalog kurmaya çalışan ve ılımlı siyaseti
ile tanınan Zhao Ziyang bir müddet sonra, Deng Xiaoping'in tavizsiz
tutumu karşısında görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Zhao'yu görevinden
ayrılmak zorunda bırakan konu ise, Xiaoping'in ve yaşlı politbüro
üyelerinin neredeyse tamamının savaş hali ilan edilmesi ve öğrenci
hareketinin şiddet kullanılarak bastırılması gerektiği yönündeki
düşünceleri idi. Bu düşünce, Kültür Devrimi günlerinde yaşanan vahşetten
beri Çin'in en çok kana bulandığı operasyonlardan birinin gerçekleşmesine
neden olacaktı.
Savaş hali ilan edilmesinin arefesinde Pekin'e pek çok öğrenci
akın etmişti. Demiryolu Bakanlığının verilerine göre, 16 Mayıs ve
19 Mayıs'ta Pekin'e yalnız trenle giriş yapan öğrenci sayısı yaklaşık
57 bin idi. Çoğunluğunu Pekin dışından gelen öğrencilerin oluşturduğu
kalabalık, 319 ayrı okulun öğrencilerini temsil ediyordu.76
Meydandaki kalabalığın artması hükümetin üzerindeki tedirginliği
de artırmaktaydı. Savaş halinin ilan edilmesi ile birlikte, Haziran
ayı başında 22 ayrı bölükten toplam 40 bin asker Pekin'e doğru yola
koyuldular. Ancak büyük kısmı Pekin halkı tarafından şehrin girişlerinde
durduruldu.
Ne var ki halkın bu direnişi uzun sürmedi. 3 Haziran sabahı askerler
meydanı kuşatmaya başladılar. Öğleden sonra çatışmalar başladı,
akşam olduğunda ise ordu birlikleri barikatları aşmıştı. Sadece
öğrenciler değil pek çok Pekinli de çatışmalar sırasında hayatını
kaybetti. Çünkü Çin ordusu insanlar üzerine rastgele ateş açıyor,
tanklar önlerine geçen herşeyi ezip geçiyordu, hatta masum insanları
bile. 4 Haziran sabahı Tiananmen'e gelen bütün yollar kesilmişti,
bir iki gün daha süren çatışmalar 9 Haziran günü ardında binlerce
ölü bırakarak sona erdi. Temizlik operasyonu meydandaki kalabalığın
dağıtılması ile bitmiyordu. Aydınlar, işçiler, politikacılar, öğrenciler
ve Pekin vatandaşları arasında on binlerce insan tutuklandı. Ilımlı
bir çizgi izleyen politbüro üyeleri ise Partiden ihraç edilip, hapse
atıldılar.
KATLİAM SONRASI MANZARALAR

1989 yılında yaşanan
Tiananmen Katliamı komünizmin vahşi yüzünü unutanlar için ibret
verici bir hatırlatma oldu. Komünist ideolojinin kendi iktidarını
korumak uğruna ne derece vahşi, acımasız ve gaddar olabileceğine
tüm dünya bir kez daha tanıklık etti. Asiaweek dergisi, katliam
emrini veren Çin yöneticilerini, "Paranoya, akıl dışı, kana susamış
gibi kelimeler bile Pekin liderlerini tarif etmekte yetersiz kalıyor"
sözleri ile tanımlıyordu.77 Katliama bizzat tanıklık
edenler ise manzarayı şöyle anlatıyorlardı:
... Bir emirle askerler silahlarını kaldırdılar ve halkın ve öğrencilerin
üzerine doğru ateş etmeye başladılar. Vurulanlar yere düşüyordu.
Ateşe ara verilince, diğerleri yaralananların yardımına koşuyordu.
Xidan yakınında bulunan klinik adeta bir kan gölüne dönmüştü. Silahlı
araçlar, barikatların üzerinden geçiyor etraftaki araba ve otobüsleri
eziyordu. Silahları olmayan halkın ise sadece tuğlaları vardı...
Tuğlalarına kurşunla karşılık alıyorlardı... İnsanlar oraya buraya
koşuşuyor, hayatlarını kurtarmaya çalışıyorlardı. Askerler de peşlerinden
gidiyor ve silahlar susmak bilmiyordu. Bahçelerine ve çalılıklara
saklanmış Pekinli insanlar bile bulundukları yerlerden çıkarılıyor
ve askerler tarafından öldürülüyordu. 78
Katliamın detaylarını ve komünist Çin ordusunun acımasızlığını
anlatan bunun gibi daha binlerce görgü tanığının ifadesi vardır.
Bu katliamda hayatlarını kaybedenlerin yakınlarının ifadeleri de
vahşeti dile getiren diğer deliller arasındadır. Bunlardan birisi
de, katliamın 10. yıl dönümde katledilenlerin yakınlarının kurmuş
olduğu "4 Haziran Kurbanları Derneği" adlı organizasyonun, 105 kişinin
ifadesini biraraya getirerek yayınladığı rapordur. Raporda yer alan
ifadelerin birkaçı şöyledir:
Sırtından vurulmuştu, omuzlarında, kolunda, dirseğinde kurşun yaraları
vardı. Göbek deliğinin altında 7-8 cm genişliğinde bir süngü deliği
izi görünüyordu. Vücuduna pek çok kurşun isabet etmiş olmasına rağmen
hemen ölmediği, süngü darbesi ile öldürüldüğü anlaşılıyordu. Avuçlarında
da süngü yaraları vardı. Süngüyü çıkarmaya çalışmıştı. Vücudunu
gördüğümüzde, bedeninin üst kısmı tamamen kan ile kaplıydı. Berbat
bir manzaraydı. (20 yaşında bir öğrenci olan Wu Guofeng'in ailesinin
ifadesinden)
(Oğlumu bulabilmek için) Hastane hastane dolaştık. Her hastanenin
girişinde ölülerin ve yaralıların isimlerinin yazılı olduğu uzun
bir liste vardı, her liste ortalama 400 isimden oluşuyordu. Listenin
başında yakınlarının izini bulmaya çalışan insanlar toplanmıştı.
Oğlumuzun ismini bulmak için pek çok listeye baktık, kimliği tespit
edilememiş cesetleri inceledik. Çok korkunçtu, kan içinde kalmış
bedenlerin, gözlerindeki dehşet ifadesi donup kalmıştı. (Boynundan
aldığı bir kurşunla hayatını kaybetmiş olan Wu Xiangdong'un ailesinin
ifadesinden)
Seher vaktinden sonra birlikler cesetleri, öldükleri yer olan Chang'an
Boulevard'a gömdüler. Bir kısım cesetler de 28. Lisenin batı tarafındaki
çimenliğe gömüldü. 7 Haziran günü bastıran sağnak yağmurun ardından,
cesetler o kadar derine gömülmemiş olduğu için, bazı kıyafetler
toprak üstüne çıkmaya başladı. Üstelik kokuyorlardı da. Okul yönetimi
durumu Xicheng Bölgesi Güvenlik Bürosu'na haber verdi. Sağlık ve
güvenlik bürosu birlikte cesetleri çıkardılar. Ölenlerin tüm kimlikleri
ve belgeleri daha önce onları gömen askerler tarafından alınmış
olduğu için cesetlerin çoğunun kimliği belirlenemedi. (19 yaşında
öldürülen Wang Nan'ın ailesinin ifadesinden) 79
Tüm bu ifadeler, 1989'da Tiananmen Meydanı'nda yaşanan insanlık
dramının boyutlarını göstermektedir. Komünist Çin yönetimi geçmişte
Büyük Atılım veya Kültür Devrimi döneminde yaptığı gibi, insan hayatına
değer vermediğini, komünizmin baskıcı ve despot bir dikta rejimi
olduğunu, insanların başına nasıl büyük felaketler getirdiğini bir
kez daha göstermiştir. Bugün halen Çin hapishaneleri Tiananmen olayları
sırasında gözaltına alınan kişilerle doludur.
Ayrıca Çin'i dev bir korku devleti haline getiren unsurlar sadece
bu örneklerle sınırlı değildir. Komünist Çin yönetimi oligarşik
idaresini devam ettirebilmek için her türlü baskı ve şiddeti uygularken,
bir yandan da ekonomisini ayakta tutabilmek için vatandaşlarını
adeta birer makine gibi kullanmaktadır. Çin'deki çalışma koşulları
ve halkın içerisinde bulunduğu durum, komünist rejimlerin oluşturduğu
acımasız, bencil ve ruhsuz yapıyı göstermesi açısından ibret vericidir.
İLKOKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARIN ZORLA
ÇALIŞTIRILMASI

Daha önce de belirtildiği üzere komünist Çin yönetimi, Doğu Türkistan
halkını zorla çalıştırıp kazancına el koyduğu gibi, kendi vatandaşlarını
da sistemin muhafazasını sağlamak adına sömürmektedir. Bir yanda
düşünce suçluları ve tutuklular çalışma kamplarında sürekli çalıştırılmakta,
bir yanda halk zorla kamu işlerinde çalıştırılarak kazançlarına
el konulmaktadır. Hatta insanların fiziksel imkanlarından olabilecek
son noktaya kadar faydalanılabilmesi için henüz ilkokul çağındaki
çocuklar dahi kullanılmaktadır. Ürettiği müddetçe değeri olan insanın,
komünist sisteme yarar sağlaması temel nokta olduğu için, üretimi
gerçekleştirecek olanın yaşı, sağlığı, içinde bulunduğu koşullar
önemli değildir. Bu durumda çocukların da kullanılması makul karşılanmaktadır.
Çocukların kullanılması ile ucuz işçilik sağlanmakta, bu da Çin
ekonomisi için ciddi bir gelir unsuru olmaktadır.
Çin okullarında hayvan beslenmekte, çiftlik işleri yapılmakta,
terzilik yapılmakta ve hatta havai fişek üretilmektedir. Hatta zaman
zaman çocuklar yaptıkları işler sırasında toplu olarak hayatlarını
kaybetmektedirler. Bunun nedeni ise çoğu zaman çocukların, donanma
fişeklerinin doldurulması, havai fişeklerin hazırlanması gibi kendileri
için son derece riskli alanlarda çalıştırılmalarıdır. Nitekim 2001
yılında bu tarz bir çalışmanın yapıldığı Çin'in doğusunda yer alan
Jiangxi eyaletine bağlı Fangling kasabasında yaşanan bir patlamada
50 çocuk ölmüş, bir çoğu da ağır şekilde yaralanmıştır.80
200 çocuğun öğrenim gördüğü bu okulda öğrencilerin derslerini çalışmak
ve ödevlerini yapmak gibi sorumluluklarının yanı sıra diğer bir
görevleri de Çin Donanması için donanma fişekleri ve havai fişekler
hazırlamaktır. Okulun 13 yaşındaki öğrencisi Gao Yun, yaptıkları
işi ünlü haber ajansı Reuters'a şöyle anlatmıştır:
Okulda havai fişek yapmaya dört yıl önce başladık, haftada bir
veya iki kere bu işi yapmamız gerekiyordu. Daha büyük sınıflardaki
öğrenciler barut doldurmak, küçük sınıflar ise fitilleri monte etmekle
sorumluydular. Eğer daha fazla üretim yaparsak öğretmenlerimiz bize
kurşun kalem veya defter hediye ediyorlardı. Ama belirtilen hedefi
yerine getiremezsek, okul çıkışı eve gitmemize izin verilmiyordu.81
 |
İnsanı basit bir
üretim aracı olarak gören komünist rejimde, çocuklar
bile çalıştırılıp üretime katkıda bulunması gereken
unsurlar olarak görülmektedir.
|
|
Öğrencileri bu derece tehlikeli bir işte çalıştırabilen komünist
yöneticiler, patlamada hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerini
haberdar ederken de, "O kadar kötü bir olay değil, olayı bir tür
aile planlaması gibi düşünün" 82 sözleri ile aynı
duyarsızlığı sergilemişlerdir.
Çin'de insanların adeta birer makine gibi kullanıldığının, bu nedenle
de sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü, şefkat ve merhamet gibi insani
değerlerin bir anlam ifade etmediğinin en çarpıcı örneği, Çin vatandaşlarının
çalışmak zorunda bırakıldıkları koşullardır.
Çinliler sürekli aşağılandıkları, küçük düşürüldükleri, zor şartlarda
çalışmaya mecbur bırakıldıkları, cezalandırılıp korkutuldukları
çalışma koşullarını "yavaş yavaş intihar etmek" olarak tanımlamaktadırlar.
Bunun nedenlerinden birisi Çin'de genel olarak iş ortamlarındaki
sağlık koşullarının son derece kötü olmasıdır. Genelde sabah yediden
gece yarılarına kadar çalışmak zorunda kalan işçiler, sağlıkları
için gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle çeşitli ölümcül hastalıklara
da yakalanmaktadırlar. Ancak bunun da ötesinde, psikolojik olarak
aşağılanmaları ve kendilerine adeta birer hayvan muamelesi yapılması
çok daha büyük bir baskı oluşturmaktadır.
1998 yılında Avustralyalı araştırmacı Anita Chan'ın yaptığı bir
araştırma bu ortamı detayları ile gözler önüne sermiştir. Chan araştırmasında,
Guangdong eyaletinde bulunan Zhaojie ayakkabı fabrikasında çalışan
20 işçinin bir gazeteye yazdığı mektubu konu edinmiştir. Bir devlet
ve özel sektör ortaklığı olan bu fabrikadaki koşulların detaylı
olarak ele alındığı çalışmada, özellikle diğer eyaletlerden bu bölgeye
getirtilen işçilerin yaşadıkları olaylara yer verilmiştir. Araştırmaya
göre, fabrikanın 100'den fazla sürekli devriye gezen güvenlik görevlisi
vardır ve göçmen işçilerin hiçbir şekilde fabrikadan ayrılmaları
mümkün değildir. İşçilerden biri fabrikada yaşadıklarını şu şekilde
aktarmaktadır:
Dayak yemek ve tacize uğramak her gün karşılaşılan doğal olaylardan
biriydi. Bunun yanı sıra bir iskemlenin üstünde herkesin görebileceği
şekilde ayakta durmak, yüzü duvara dönük olarak hatalarını itiraf
etmek, diz üstü çömelmiş pozisyonda beklemek gibi cezalar da veriliyordu.
Memurlar ve işçiler sabah yediden gece yarısına kadar çalışmak zorundaydı.
Pek çoğu hastalanıyordu... Çalışma saatlerinde bir bardak su içmek
için bile izin almak mümkün değildi.83
|
Komünist sistemde
insanlar ancak ürettiği müddetçe değerlidir ve herkes
üretime katılmakla yükümlüdür
|

|
|
Unutulmamalıdır ki bu, sadece bu fabrikadaki yöneticilerin gaddarlığından
kaynaklanan istisnai bir durum değildir. Başta Doğu Türkistan'da
olmak üzere, Çin'in dört bir yanındaki fabrikalarda, iş yerlerinde
benzer şartlar mevcuttur. Hemen herşey için kesilen para cezası
da bu işyerlerinin özellikleri arasındadır. Cezaya sebep olan davranışlar
arasında mesai sırasında gülmek ve konuşmak, oyalanarak yürümek,
ışıkları açık bırakmak gibi maddeler vardır. Hatta işçilerin tuvalete
gitme süreleri bile sıkı bir denetim altındadır. Günde iki defadan
fazla tuvalete giden işçilerin iki günlük yevmiyeleri kesilmektedir.
84
Komünist düzenin ayrılmaz bir parçası olan baskı ve şiddet, hayatın
pek çok alanında olduğu gibi iş ortamlarında da asker ve polis gücü
ile sağlanmaktadır. Şirket kurallarına uyulmasının sağlanması için
elektrikli sopalar kullanan güvenlik görevlileri, yerel polis teşkilatları
ile sıkı bir işbirliği içerisindedir. Bu şekilde çalışanların, çalışma
koşullarını, ödenmeyen maaşlarını ve tazminatlarını protesto etmeleri
de engellenmektedir.
ÇİN'DE TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ

Komünizmin, Çin'i içine sürüklediği felaketler buraya kadar anlattıklarımızla
sınırlı değildir. Uzun yıllar despot bir rejim altında ezilen Çin'de
bugün hem ekonomik hem de sosyal alanda ciddi bir çöküş yaşanmaktadır.
Hızla artan işsizlik, ödenmeyen maaşlar, suç oranlarındaki artış
ve hemen her gün ülkenin çeşitli yerlerinden gelen eylem ve çatışma
haberleri komünizmin bir toplumu içine sürüklediği felaketlerin
boyutunu göstermesi açısından çarpıcıdır. Bir yanda insan hakları
ihlallerinin yoğun olarak devam etmesi bir yanda adaletsiz gelir
dağılımı, Çin'de yaşanan çöküntüyü daha da hızlandırmaktadır. Adeta
bir deney tahtası gibi kullanılan Çin halkı bir felaketten bir başka
felakete sürüklenmektedir.
|