|
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya gibi
ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça olmuş bir imparatorluğun
kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede imparatorluk rejimi yıkıldıktan
sonra, on yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak
1949 yılında iktidara gelen Komünist Parti ile birlikte, Çin kısa
sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on
milyonlarca insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter
uygulamaları nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle
muhafaza edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi
uygulamasını yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı
için tek tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca,
komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok edildi.
Bugün görünürde komünizmin vahşi uygulamaları sona
ermiştir. Artık insanlar kupon karşılığı yemek almıyor, tek tip
giyinmeye zorlanmıyor, Mao'nun "küçük kırmızı kitabı"nı ezberlemedikleri
için işkence görmüyorlar. Ancak komünist rejimin yeni dünya düzenine
uyarlanan versiyonu tüm acımasızlığıyla hayatta...
 |
Son yıllarda Çin'de
ekonomi alanında yaşanan özgürleşmeden ve liberalleşmeden
sıkça bahsedilmektedir. Ancak bu açılım sadece belli
alanlarda sınırla kalmakta, Çin'in baskıcı ve zalim
sistemi aynı şekilde devam etmektedir.
|
|
Çin Komünist Partisi'nin gözünde insan ancak ürettiği müddetçe
değerlidir ve sadece Komünist Parti'nin belirlediği şekilde ve belirli
sınırlar dahilinde düşünebilir. Düşündüklerini de aynı katı sınırlar
içinde dile getirebilir. Nitekim bugün Çin'in dört bir yanında bulunan
çalışma kampları, bu kamplarda çalışan milyonlarca insanı aşağılayan
ve sömüren bir çalışma düzeni, halkın gözü önünde gerçekleştirilen
toplu idamlar, hapishanelerde yaygın olarak başvurulan işkence yöntemleri,
idam edilen mahkumların organlarının ticari malzeme olarak kullanılması,
komünist yönetimin bu çirkin yüzünü ortaya koymaktadır. Buna rağmen
özellikle son yirmi yıldır çeşitli basın organlarında Çin'in liberal
ve demokrat bir çizgiye doğru hızla ilerlediği propagandası yapılmaktadır.
Ancak burada çok önemli bir nokta göz ardı edilmektedir. Çin'in
çeşitli gerekçelerle ekonomik alanda kapitalist uygulamalara geçmesi
ve kapılarını bazı alanlarda yabancı yatırımcılara açmış olması,
bu ülkenin siyasi yapısında ve ideolojisinde bir değişim yaşandığı
anlamına gelmemektedir. Aksine yukarıda belirttiğimiz insanlık dışı
uygulamalar, iktidardaki Çin Komünist Partisi'nin zihniyetinde değişen
bir şey olmadığını göstermektedir. Bu sitede, bu durum tüm örnekleriyle
ortaya konacaktır.
Söz konusu komünist vahşetin en çok hedefi olan bölge ise, Uygurlu
Müslüman Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan'dır. Çin'in en batı noktasında
yer alan Doğu Türkistan yaklaşık iki asırdır işgal altındadır ve
özellikle son elli yıldır komünist Çin yönetiminin despot rejimi
altında ezilmektedir. Doğu Türkistan, Çin'in propagandaları neticesinde
dünya kamuoyu tarafından 'Xinjiang' -Sincan- (Çince "yeni kazanılmış
topraklar") olarak tanınmaktadır ve çoğu insan bu topraklarda yaşanan
insanlık dramından habersizdir. Oysa nüfusun çoğunluğunu Uygur kökenli
Müslümanların oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin Komünist Partisi
tarafından, Çin'in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda şiddet
ve baskı uygulanmaktadır. İşkence, idam, çalışma kampları, dini
baskı Doğu Türkistan'da uzun yıllardır günlük hayatın bir parçası
haline gelmiştir.
Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta,
işkenceleri ile ünlü Çin hapishanelerinde aylar, hatta yıllar boyunca
tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getirenler acımasızca
idam edilmektedir. Bunun yanı sıra Çin'in asimilasyonist politikaları
Doğu Türkistan'ın çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, dillerini
konuşmalarını, kültürlerini devam ettirmelerini engellemekte ve
hatta diledikleri kadar çocuk sahibi olmalarını bile yasaklamaktadır.
Hacca gitmeleri, namaz kılmaları ve oruç tutmaları engellenen Doğu
Türkistan Müslümanlarının bekledikleri yardım ise dünyanın dört
bir yanındaki vicdanlı insanlar için son derece kolaydır: Bu komünist
zulmün sona ermesi için fikri bir mücadele yürütülmesi ve yaşanan
zulmün tüm dünyaya duyurulması için çaba sarf edilmesi...
Çin'in, Doğu Türkistan'ı, her türlü iletişim imkanını kısıtlayarak
dünyaya kapalı bir bölge haline getirmesi, bölgede yaşanan insanlık
dramının tüm boyutları ile öğrenilmesini engellemektedir. Ancak
bu, Doğu Türkistan'da ezilen ve zulüm gören masum insanları unutmak
ve bu konuda duyarsız davranmak için geçerli bir mazeret değildir.
Bu nedenle Doğu Türkistan konusunda dünyaya hakim olan bu sessizliği
ortadan kaldırmaya yönelik her türlü fikri çaba son derece önemlidir.
Kapalı kapılar ardında yaşanan insanlık dışı olayların tüm boyutları
ile gözler önüne serilmesi, hem bu mazlum halkın sesini duyurmasına
vesile olacak, hem de dünya kamuoyunun dikkatini bu konuya çekecektir.

Doğu Türkistan halkı yarım asırdan uzun bir süredir komünist
Çin rejiminin baskısı altında ezilmektedir. Dinlerini diledikleri
gibi yaşamaları engellenen Müslümanlar, oldukça zor şartlar
altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.
|
Bu sitede amaçlanan da, hem Çin'in dört bir yanında yarım asırdan
uzun bir süredir devam eden komünist zulmün temel nedenlerini tespit
etmek, hem de mazlum Doğu Türkistan halkının sesini duyurmaktır.
Doğu Türkistan Müslümanlarının huzura ve güvenliğe kavuşmaları için
yapılacak her türlü girişimin başarıya ulaşması, zulmün temel sebeplerinin
doğru tespit edilmesi ve bunlarla gereği gibi mücadele edilmesi
ile mümkündür.
Bu sitede göreceğimiz gibi, Doğu Türkistan'a yapılan zulümlerin
temel nedeni, Çin Devletine hakim olan materyalist felsefe ve komünist
ideolojidir. Hayatın bir tür yaşam mücadelesi olduğunu ve ilerlemenin
sadece çatışma ile sağlanabileceğini öne süren materyalist felsefenin
neden olduğu şiddetin ortadan kalkması, ancak Allah'ın emrettiği
ahlakın insanlar tarafından kabul edilmesi ve hayata geçirilmesi
ile mümkündür. Allah insanlara adaleti, hoşgörüyü, sevgiyi, merhameti,
saygıyı, fedakarlığı, paylaşmayı, özveriyi ve affediciliği emretmiştir.
Farklı etnik kökenlerin, bir çatışma nedeni olmadığını, insanların
birbirlerinin ırklarına, dillerine, inançlarına saygı göstermeleri
gerektiğini bildirmiştir. Bu ahlak anlayışının yeryüzünde kabul
görmesi, barış, huzur ve hoşgörünün tek çaresidir. Yeryüzünü bir
zulüm yurdu haline getirenlerin temel dayanak noktası olan materyalist
ideolojiye karşı verilecek fikri mücadele de, işte bu nedenle yeryüzünde
adaletin ve barışın hakim olması için yapılması gereken en önemli
mücadeledir.
İşte bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde öncelikli olarak yapılması
gereken şey, bir taraftan dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere karşı
çıkmak, bir yandan da bunların gerçek çözümü olan Kuran ahlakının
yayılması için gösterilen çabaya hız katmaktır. Çünkü, Kuran ahlakının
yaygınlaşması ile birlikte, Allah'ın izni ile, 21. yüzyıl yeryüzünden
haksızlığın, adaletsizliğin, zulmün ve eziyetin kalktığı, barışın,
huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim olduğu bir çağ olacaktır.
Kuran'da bu güzel dönem bize şu şekilde müjdelenmektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde
bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl
'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar
sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine
yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir... (Nur Suresi, 55)

|