|
İki bin iki yüz yıllık geçmişi
ile Türkistan toprakları, dünyanın en önemli ve köklü medeniyetlerine
ev sahipliği yapmıştır. Batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın
güney kısmına, kuzeyde Sibirya'ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e,
doğuda Çin ve Moğolistan'a sınır olan Türkistan, oldukça geniş bir
sahaya sahiptir.
Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın
dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmakta, iki asırdır
Çin'in esareti altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır.
Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi anlamak
için ise, öncelikle bölgenin iki dev gücü olan Rusya ve Çin'in bu
topraklara olan ilgilerini göz önünde bulundurmak yeterlidir. Coğrafi
yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı
ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları üzerinde,
Rusya'nın ve Çin'in çok önemli planları vardır.
Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeme
tutkusunun ardında, bölgenin stratejik konumunun yanı sıra, sahip
olduğu zengin yeraltı rezervleri de büyük rol oynamaktadır. Batı
Türkistan'daki Türk devletleri Rusya için, Doğu Türkistan ise Çin
için kaybedilmemesi gereken önemli birer hammadde kaynağı niteliğindedir.
Rusya, Bolşevik Devrimi sonrasında, farklı Türk boylarından farklı
devletlerin kurulduğu Batı Türkistan üzerinde güçlü bir denetim
mekanizması oluşturdu. Öncelikle, bölgenin asırlardır "Türkistan"
olarak bilinen ismi reddedilip, bu topraklar "Sovyet Orta Asyası"
olarak adlandırıldı. Böylece Türklerin sahip oldukları ortak milli
şuurun yok edilmesi hedefleniyordu. Rusya'nın bu topraklardaki politikasının
öncelikli maddesini ise İslam'ı bu topraklardan silmek oluşturuyordu.
Bu dönem boyunca bir yandan çeşitli yaptırımlarla Türklerin milli
kültürleri yok edilmeye çalışılırken, bir yandan da camiler, mescidler,
dini eğitim veren kurumlar kapatıldı ve din sosyal hayattan tamamen
çıkarıldı. Öte yandan Kırım Türkleri de bir gecede topluca Sibirya'ya
sürüldü, evlerine ve topraklarına da Ruslar yerleştirildi. Dahası,
Orta Asya milletleri arasında suni etnik çatışmalar ve kavgalar
oluşturuldu. Sovyet rejiminin Türkleri asimile etmeye yönelik bir
diğer uygulaması ise, Kafkas ve Orta Asya Müslümanları arasında
ana dillerinin yanında ikinci bir dil geliştirmek oldu. Bu nedenle,
bugün söz konusu toplumlar arasında iletişim kurmak için Türkçe
değil, Rusça tercih edilmektedir.
Doğu Türkistan ise, Batı Türkistan'da yaşananlara çok benzer, ancak
çok daha şiddetli bir baskı dönemi yaşadı. 1700'lerin ortalarında
Çin istilasına uğrayan Doğu Türkistan, kısa aralıklarla bağımsızlığını
elde etti. Ancak dünya ve bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu
Türkistan'ın bağımsızlık özleminin gerçekleşmesine engel oldu. Yaklaşık
10 milyon km2 yüz ölçümüne sahip olan Çin, 2 milyon km2'lik yüz
ölçümü ile dünyanın dev ülkelerinden biri olan Doğu Türkistan'da
uyguladığı baskı ve tecrit politikalarıyla bir halkı toptan imha
etmeye çalıştı.
Aynı Batı Türkistan'da Rusya'nın yaptığı gibi Doğu Türkistan'da
da Çinlilerin ilk icraatı bölgenin adını değiştirmek oldu. Çin'in
ürettiği yeni isim, "Sincan Uygur Otonom Bölgesi" idi. Daha sonra
da tüm emperyalist devletlerin izlediği politikaların benzerleri
birer birer uygulamaya kondu. Halkın inançlarına, gelenek ve adetlerine,
dini uygulamalarına karşı acımasız bir savaş yürütüldü, birçok alanda
etnik ayrımcılık uygulandı, bağımsızlık talepleri şiddet yoluyla
bastırıldı, savunmasız insanlar topraklarından sürüldü, sürülenlerin
yerine Çinliler yerleştirildi. Tüm bunların üzerine bir de vahşiliği
ile tanınan "Çin işkenceleri" ve zulmü eklendi.
Dünya kamuoyunda çok az bilinen bu zulmün detaylarına girmeden
önce, Doğu Türkistan'ın tarihi, jeo-stratejik ve jeo-politik konumu
üzerinde durmak gerekir.
TÜRK-İSLAM UYGARLIĞININ BEŞİĞİ:
DOĞU TÜRKİSTAN

Tarihi MÖ 200'lü yıllara (Göktürkler ve Hunlar dönemine) kadar
dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden beri Türklerin
ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan
adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta
Asya'nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan
beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır.
Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden
biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu itibariyle
Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir alan olmuştur.
|
İbn-i Sina (sağda),
Kaşgarlı Mahmut (ortada) ve Farabi ( solda) gibi büyük İslam
alimleri, Türkistan topraklarında yetişen değerli isimlerden
sadece birkaçıdır.
|
Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan bu topraklar,
Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin kendi rızaları ile
İslam'ı kabul edişinden sonra İslam aleminin ayrılmaz bir parçası
haline gelmiştir. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul
etmesinin ardından 751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın
altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları ile
ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen
öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları
yetiştirmiştir. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler
ise İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.
|
Kutadgu Bilig ve Atebetü'l
Hakayık gibi eserler, Türk-İslam tarihinin olduğu kadar dünya
tarihinin de en önemli eserleri arasında sayılmaktadır.
|
Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular,
Saidiler İslam'ın bayrağı altında devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının
en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah,
Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli
isimlerdendir. İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril
Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini
zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler de
bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarı
Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet'ül
Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine
kültür hazineleri ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının
beşiği olan bu topraklarda yaşamıştır. Burada sadece birkaçına yer
verdiğimiz bu isimler, Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için
taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.
DOĞU TÜRKİSTAN ÇİN TOPRAKLARININ
BİR PARÇASI DEĞİLDİR

Çin'in, Doğu Türkistan halkına
karşı yaptığı insan hakları ihlallerini ve zulmü gizlemek için uluslararası
arenada öne sürdüğü iddialardan biri, bu bölgenin "Çin topraklarının
bir parçası olduğu", dolayısıyla da Doğu Türkistan'da yaşananların
"Çin'in iç meselesi sayılması gerektiği" iddiasıdır. Oysa tarihi
kaynaklar bu iddiayı yalanlamaktadır. Bunların başında Çinlilerin,
diğer milletlerden kendilerine karşı yönelen saldırıları engellemek
için inşa ettikleri Çin Seddi gelmektedir. Tarihte ilk defa Çinliler
ile bölgede yaşayan diğer milletler arasındaki resmi sınırı bu set
oluşturmuştur. Ve Doğu Türkistan Çin'in tarihi sınırları olarak
kabul edilen bu setin dışında kalmaktadır.5 Ayrıca,
Doğu Türkistan'da bol miktarda bulunan yeşim taşının adı ile anılan
Yeşim Kapısı'nın çeşitli kaynaklarda Çin'in en batı sınırı olarak
kabul edildiği aktarılmaktadır. Doğu Türkistan'a açılan bu kapının,
Çin'in batıdaki en uç noktası olarak kabul edildiğini dile getiren
kaynaklardan birisi 1939 yılında Şanghay'da basılan New China Atlas
(Yeni Çin Atlası) isimli bir Çin kaynağıdır.6
Öte yandan tarih boyunca Çin Seddi ile Hazar Denizi, Sibirya ile
İran, Afganistan, Pakistan, Keşmir ve Tibet sınırları arasında kalan
bölgenin adı Türkistan olmuştur. Bu durum İslam tarihinin ilk kaynaklarında,
tarihi İran ve Hint belgelerinde belirtildiği gibi, pek çok batılı
tarihçi de bu konuda hem fikirdir. Bilinen en eski Türkologlardan
Nikita Biçurin, "Hazar Denizi ile Kuh-ı Nur Dağları arasında bir
millet yaşar. Bunlar Türkçe konuşurlar ve İslam dinine inanırlar.
Bu insanlar kendilerini Türk olarak takdim ederler ve onların ülkesi
Türkistan olarak anılır" şeklindeki sözleriyle bu tarihi gerçeğin
altını çizmiştir.7 Çin'in bölgeyi
işgalinin ardından bu topraklara, "yeni kazanılan yer" anlamını
taşıyan, "Xinjiang" (Sincan) adını koyması ise bu tarihi gerçeği
değiştirmemektedir.
 |
Her ne kadar komünist
Çin yönetimi, Doğu Türkistan'ın kendi topraklarının
bir parçası olduğu iddiasında bulunsa da, bu toprakların
Çin'in doğal sınırları olarak kabul edilen Çin Seddi'nin
dışında kalıyor olması, bu iddiayı çürüten etkenlerden
biridir.
|
|
MÖ 206 yılından MS 1759 yılına kadar geçen yaklaşık
2000 yıllık süre içerisinde, Doğu Türkistan 1800 yıldan uzun bir
süre bağımsızlığını korumuştur. Bu tarihler arasında Hun Türk Hakanlığı'na
veya Göktürk Hakanlığı'na bağlı kalınan dönemlerde bile, yerel idare
tam anlamı ile Doğu Türkistan halkının elinde olmuştur. MS 751'den
1216'ya kadar geçen süre ise Doğu Türkistan'ın tam anlamı ile bağımsız
olduğu bir süreçtir. Tüm bu dönemler boyunca Çin, tarihi İpek Yolu'nu
denetimi altına alabilmek için zaman zaman Doğu Türkistan'ı işgal
etmiştir. Ancak Çin istilaları hep kısa sürelidir ve Çin hiçbir
işgal döneminde Doğu Türkistan üzerinde tam anlamı ile bir hakimiyet
kuramamıştır. Doğu Türkistan'ın bugüne kadar geçen yaklaşık 2200
yıllık geçmişinde, Çin'in istilası altında geçen yılların toplamı
(1934 yılında başlayan ve bugün de devam eden işgal de göz önünde
bulundurulduğu takdirde) 570 yıldan biraz fazladır.8
Doğu Türkistan'ın Çin toprağı olduğu yönündeki iddiayı geçersiz
kılan çok açık demografik gerçekler de vardır. Doğu Türkistan nüfus
yapısı, dili, dini, sahip olduğu etnik köken, milli ve manevi birikimi
açısından da Çin'den tamamen bağımsız bir yapı sergilemektedir.
MÖ 206 ile MS 220 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, ünlü
Çinli tarihçilerden Pan Ku da bu gerçeği şu sözleri ile dile getirmektedir:
"Giyim, kuşam, yemek ve dil olarak Uygurlar Orta Krallıktan tamamen
farklıdırlar... Dağlar, ovalar ve büyük çöl bizi onlardan ayırır."9

Doğu Türkistan topraklarından
geçen "İpek Yolu" tarih boyunca Çin ekonomisinde önemli bir
yer tutmuştur. Günümüzde de Çin'in, Doğu Türkistan topraklarını
hakimiyeti altında bulundurma isteğinin altında, bu stratejik
alanı denetimi altında tutma isteği yatmaktadır.
|
Bu farklılık tarih boyunca korunmuş, Çin işgali altında geçen dönemlerde
de herhangi bir asimilasyon yaşanmamıştır. Bugün yaklaşık 17 milyon
nüfusu olduğu tahmin edilen Doğu Türkistan'ın %54'ünü -%47'si Uygur
ve %7'si Kazaklar olmak üzere- Müslüman nüfus oluşturmaktadır. (Çin'in
1997 yılında açıkladığı verilere göre belirlenen bu oran, uluslararası
organizasyonlar tarafından -Çin'in bu konuda taraflı bir tutum sergilemesinden
dolayı- güvenilir bir bilgi olarak kabul edilmemektedir.) Müslüman
nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Uygurlar ise ne dilleri ne etnik
kökenleri ne de dinleri açısından Çinlilerle benzerlik göstermektedir.
Uygur alfabesi Arapça harflerden oluşan bir alfabedir, Uygurların
dini İslam'dır ve bu halk bin yıldan uzun bir süredir Türk-İslam
inanç ve örfünü yaşamaktadır.
Doğu Türkistan'ın Çin'in bir parçası
olduğu iddiasını çürüten unsurlardan birisi de Uygur Tükleri'nin,
dilleri, dinleri, gelenekleri, yaşam tarzları ve kültürleri
ile Çin halkından tamamen farklı olmalarıdır.
|
Tüm bu tarihi bilgiler, coğrafi ve sosyolojik gerçekler Doğu Türkistan'ın
Çin'in bir parçası değil, aksine Çin'in tarih boyunca topraklarına
katmayı istediği ayrı bir bölge olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Doğu Türkistan halkı en zor ve çetin koşullarda dahi Çin idaresini
kabullenmemiş, sık sık bağımsızlık girişimlerinde bulunmuş, gerektiğinde
silahlı mücadeleye de başvurmuştur. Örneğin Mançu hükümranlığının
Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1759'dan 1862 yılına kadar, Müslüman
halk 40'dan fazla defa ayaklanmış ve Çin yönetimine başkaldırmıştır.
Peki, tüm bunlara rağmen Çin'i Doğu Türkistan konusunda bu kadar
ısrarcı kılan nedir? Çin'in yıllardır yaptığı zulüm ve işkencelere
geçmeden önce, bu sorunun cevabına kısaca değinmek gerekir.
|
DOĞU TÜRKİSTAN'IN BAĞIMSIZLIK DÖNEMLERİ
| Birinci Dönem |
MÖ 206'ya kadar geçen dönem
|
|
İkinci Dönem
|
MÖ 206 -108 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
| Üçüncü Dönem |
MÖ 86 - 60 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
|
Dördüncü Dönem
|
MÖ 10 - MS 73 Hun Türk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
|
Beşinci Dönem
|
Tam Bağımsızlık
|
|
Altıncı Dönem
|
555 - 639 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
|
Yedinci Dönem
|
650 - 660 Göktürk Hakanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
|
Sekizinci Dönem
|
699 - 738 Türgiş Türk Hanlığı'na Bağlı Yerel İdare
|
|
Dokuzuncu Dönem
|
751 - 1216 Tam Bağımsızlık
|
|
Onuncu Dönem
|
1217 - 1352 Moğol İmparatorluğu'na Bağlı Yerel İdare
|
|
On Birinci Dönem
|
Tam Bağımsızlık
|
|
On İkinci Dönem
|
1679 - 1752 Kalmuk Devletine Bağlı Yerel İdare
|
|
On Üçüncü Dönem
|
1756 - 1759 Tam Bağımsızlık.
|
ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTAN'I İSTİLA ETTİĞİ
DÖNEMLER
|
Birinci Dönem
|
MÖ 108 - 86 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
İkinci Dönem
|
MÖ 60 -10 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
Üçüncü Dönem
|
MS 74 - 103 Sadece Ülkenin Güney Bölgesi
|
|
Dördüncü Dönem
|
640 - 649 Ülkenin Tamamı
|
|
Beşinci Dönem
|
660 - 699 Ülkenin Tamamı |
|
Altıncı Dönem
|
738 - 751 Ülkenin Tamamı ve Batı Türkistan'ın Bir Bölümü
|
|
Yedinci Dönem
|
1753 - 1756 Ülkenin Tamamı
|
|
Sekizinci Dönem
|
1759 - 1861 Ülkenin Tamamı
|
|
Dokuzuncu Dönem
|
1879 - 1931 Ülkenin Tamamı
|
| Onuncu Dönem |
1934 - Bugün. |
Tabloda da görüldüğü
gibi Doğu Türkistan'ın yaklaşık 2200 yıllık geçmişinde, Çin'in
istilası altında geçen yılların toplamı yaklaşık 570 yıldır.
(Unutulan Vatan Doğu Türkistan, İsa Yusuf Alptekin, Seha Neşriyat
ve Ticaret AŞ, 1999, s. 90-91)
|
ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'DAN NEDEN
VAZGEÇMİYOR?

Genel coğrafya bilgisine sahip bir kişi, Çin'in Doğu Türkistan
konusundaki ısrarını anlamakta hiç zorlanmayacaktır. Bilindiği gibi
coğrafi olarak Çin'in Batı ile iletişiminin arasında iki önemli
engel vardır: Birincisi 5000 km uzunluğundaki dev Taklamakan Çölü,
ikincisi de Çin sınırını boydan boya kaplayan Çin Seddi.
Doğu Türkistan sınırlarındaki Taklamakan
Çölü'ndeki petrol kaynakları dünyanın en zengin petrol rezervleri
arasında yer almaktadır.
|
Doğu Türkistan ise Çin'in, çölün ilerisinde ve setin arkasında
kalan tek toprağıdır ve bu yönüyle Çin'in Batıya açılan penceresi
konumundadır. Coğrafi konumun siyaset üzerindeki etkisi ve coğrafi
olarak avantajlı bölgelerin stratejik olarak da avantajlı olmaları
gerçeği, Doğu Türkistan'ı Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir.
Bu nedenle Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek
ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermek yerine, baskı
ve şiddetle yerli halka işgali kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bir
yandan da haber alma ve iletişim özgürlüğü de dahil olmak üzere
her türlü özgürlüğü ortadan kaldırıp, Doğu Türkistan'ı kapalı bir
kutu haline getirerek, bölgeyi mümkün olduğunca dünya gündeminden
uzak tutmaktadır.
Doğu Türkistan'ın tüm yer altı kaynakları
Çin tarafından sömürülmektedir. Bu kaynaklardan elde edilen
gelirden Müslüman halk kesinlikle faydalanamamaktadır.
|
Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk Savaş döneminde
Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı tampon bölge olarak kullanılmıştır.
Bu yönüyle Çin'in söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım,
hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını
doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya, Çin için artık
ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da, Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu"
(PLA) olarak adlandırılan silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava
kuvvetlerini bölgede tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını
da burada muhafaza etmektedir. Elbette PLA birliklerinin Doğu Türkistan'da
varlığını devam ettirmesinin diğer bir önemli nedeni de, Müslüman
halkı gerektiği gibi kontrol altında tutabilmektir.
Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a olan ilgisini sırf jeo-stratejik
kaygılarla açıklamak mümkün değildir. Bu bölge aynı zamanda zengin
yeraltı kaynaklarına sahiptir ve toprakları da çok verimlidir. 21.
yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu Türkistan, petrol, doğal
gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenlerinin bolluğu ile dikkat
çekmektedir ve bu yönü ile Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından
biridir. Yetkililer tarafından, 2005 yılında Doğu Türkistan'ın petrol
ve doğal gaz üretiminde Çin'in ikinci önemli merkezi haline geleceği
bildirilmektedir. Özellikle Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer
alan Tarım Havzası'nın geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmekte
ve bu yönde araştırmalar devam etmektedir. Bu özelliğinden dolayı
"Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar
ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir.10
Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon
ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13
yatak ortaya çıkarmıştır.11
|
Doğu Türkistan'ın
altın, petrol gibi madenleri, Çin'e transfer edilmekte ve
bu doğal kaynakların kullanımı her yönüyle komünist Çin yönetiminin
denetimi altında tutulmaktadır.
|
Çin'in Doğu Türkistan'a enerji konusundaki bağımlılığı Tarım Havzası'ndaki
petrol kaynakları ile de sınırlı değildir. Çin sanayisi için hayati
önem taşıyan, Orta Asya Türk Devletlerinden gelecek herhangi bir
boru hattının doğal güzergahı Doğu Türkistan olacaktır.
Radikal, 24.4.01
|
Böyle bir taşıma sisteminin Çin için sağlıklı ve güvenilir olmasının
en garantili yolu ise Doğu Türkistan'ın kendi denetimi altında bulunmasıdır.
Zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi Çin ekonomisi
için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında çıkarılan
148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır.
Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini oluşturur. Bunların
arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan kömürün
ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturan
Doğu Türkistan kömür madenlerinin rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır.
2000 yılı sonlarında yapılan bir araştırma ise Çin'in en zengin
bakır yataklarının Doğu Türkistan'da olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Çin'in diğer bölgelerinin bakır açısından zayıf olduğu ve Çin'deki
tüm bakır yataklarının ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı
bilinmektedir. Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in gözünde
Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir.12
Tüm bu madenlerin yanısıra Doğu Türkistan'ın Çin'in en büyük pamuk
üretim merkezlerinden biri olması bölgenin Çin için taşıdığı önemin
bir diğer nedenidir. Çin tekstilinin hammaddesini oluşturan pamuk
üretimini, Müslüman Uygur halka emanet etmek istemeyen Kızıl Çin
yönetimi, Doğu
Türkistan'ı denetim altında tutabilmek için sürekli yeni stratejiler
geliştirmektedir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde detayları ile ele
alacağımız bu stratejilerin amacı Doğu Türkistan'ın gelişmesini
sağlamak değil, Çin ekonomisinin temel taşlarından biri olan bu
bölgeyi tam anlamı ile Pekin'e bağlı hale getirebilmektir.
KIZIL ÇİN'İN İSLAM KORKUSU

Önceki bölümde Doğu Türkistan'ın Çin açısından stratejik ve ekonomik
olarak çok büyük bir öneme sahip olduğunun üzerinde durduk. Ancak
Doğu Türkistan'da dindar Müslümanların sık sık göz altına alınmaları,
dinlerini gerektiği gibi yaşamalarına izin verilmemesi ve din adamlarına
uygulanan baskı, bu şiddet politikasının çok daha derin bir nedeni
olduğunu akıllara getirmektedir. Herşeyden önce bu, Kızıl Çin'in
Doğu Türkistan'daki İslami varlıktan büyük endişe duyduğu anlamına
gelmektedir.
Çin'de İslam dinine ve Müslümanlara yönelik saldırıların kökeni
eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykırım
politikasına dönüşmesi komünist rejimin kurulmasıyla başladı. 1949'da
Mao'nun Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurması ile birlikte, öncelikli
hedef her türlü İslami unsur oldu. Camilerin, mescidlerin, medreselerin
ve dini eğitim veren kurumların kapatılması ile başlayan din düşmanlığı,
açık bırakılan ibadethanelere Mao'nun resimlerinin asılması ve Müslümanların
bu resme saygı göstermeye zorlanmaları ile iyice doruğa tırmandı.
Bu dönemde 29 bin cami kapatıldı.13 Bundan sonraki
aşama ise özellikle din adamlarının, mesnetsiz iddialara ve düzmece
suçlamalara dayanılarak gözaltına alınmaları oldu. Bu kişilerin
bir kısmı hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adamı da bir
ömür boyu Çin toplama kamplarında, son derece ağır koşullarda zorunlu
işçi olarak çalıştırıldı.14
|
Mao'nun iktidara gelişi
ile birlikte Doğu Türkistan halkına yönelik baskılar sistemli
bir soykırıma dönüştü. Mao, Müslüman halka zorla da olsa komünist
ideolojiyi benimsetmek istiyordu. İlk olarak camiler ve mescidler
de dahil olmak üzere Doğu Türkistan'ın dört bir yanı Mao'nun
resimleri ile kaplandı.
|
Bu dönem boyunca din adamlarına fiziksel işkencelerin
yanı sıra, manevi işkenceler de yapıldı. Örneğin din adamları meydanlara
toplandı, Mao'nun sözde "ilah" olduğunu kabul ettiklerini ikrara
zorlandılar. Halktan ölülerini yakmaları gibi İslam anlayışının
dışında uygulamalar yapmaları istendi. Kapatılan camiler ise askeri
kışla, depo veya sinema, tiyatro gibi eğlence yerleri olarak kullanıldı.
Cuma ve teravih namazları da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet
yasaklandı, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye
devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Bu camilerin onarım
ve bakımı için kullanılacak bağışlara ve din adamlarının her türlü
mal varlıklarına komünist yönetim tarafından el konuldu. Kuran öğrenmek
ve öğretmek tamamen yasaklandı. Dini eserler evlerden toplandı.
Arapça metinler, pek çok tarihi el yazması kitap da dahil olmak
üzere yakıldı.15
Bugün de Çin'in Doğu Türkistan Müslümanlarına karşı uyguladığı
baskı en yoğun olarak dini alanda hissedilmektedir. Din düşmanlığı,
tüm komünist rejimlerde olduğu gibi Kızıl Çin'in de resmi ideolojisinin
bir parçasıdır. Nitekim Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin
Mart 1982 tarihinde ülke çapında parti komitelerine göndermiş olduğu
"Sosyalist Dönemde Dini Problemlerle İlgili Ana Tutumunuz" adlı
gizli bildiri bunu açıkça ifade etmektedir:
|
Komünist rejimin din
düşmanlığının önemli göstergelerinden biri de, bu rejimin
başlangıcından itibaren pek çok cami ve mescidin yıkılması,
bir çoğunun da kapatılarak depo haline getirilmesidir. Yanda,
Hoten'de harabeye dönmüş tarihi bir cami görülmektedir.
|
İnsanlık tarihinde din sonunda yok olacaktır... Çin'deki bütün
dini teşkilatlar önce parti ve hükümetin liderliğine boyun eğecektir...
Dini okulların esas gayesi, parti yönetimini ve sosyalist sistemi
destekleyen profesyonel din görevlileri yetiştirmektir... Bu din
görevlileri partinin din politikasına sadık olmak zorundadır. Din
kuruluşlarımızın esas gayesi ülkemizin siyasi tesirini yaymada önemli
roller oynamaktır.16
Kızıl Çin idaresinin söz konusu bildirideki bu kararlara titizlikle
uyduğu, ABD'de 1 Eylül 1986'da Kuzey Amerika İslam Derneği'nin 5.
Kurultayına katılan Çin Halk Cumhuriyeti İslam Cemiyeti Üyesi Ali
Jing Jiang'ın konuşmasından anlaşılmaktadır:
Çin'de 18 yaşından küçüklere dini eğitim gerek
evde gerekse okulda kanunen yasaktır. İslam ülkelerinin baskısı
neticesinde bazı dini okullar açılmışsa da buralarda İslamiyetten
çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadır. Bu din
okullarında görevli öğretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler
dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diğer okullarda
ise din sanki unutulması gereken veya Çin halkının alt tabakalarındaki
insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inançmış gibi öğretilmektedir.
Bu durum gençleri dini inançtan hızla uzaklaştırmaya başlamıştır.
Hükümet, Müslümanların faaliyetlerini çok sıkı kontrol etmektedir.
Çin'deki İslam cemiyetinde görev yapanların çoğu komünisttir...
Komünistler, İslamiyeti, İslam ülkeleriyle olan ilişkisini geliştirebilmek
için bir araç olarak kullanmaktadır.17

Çin, Doğu Türkistan Müslümanlarına yönelik
baskının dozunu sürekli artırmaktadır. Müslüman gençler, din
adamları, aydınlar, hatta çocuklar dahi anlamsız gerekçelerle
gözaltına alınıp tutuklanmakta, çoğu zaman ailelerinin haberi
olmadan idam edilmektedir.
|
Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi'nin kullandığı
din aleyhtarı söylem, yeni bir iddia değil, asırlardır inkarcılar
tarafından kullanılan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran'da
Hz. Nuh'a karşı çıkan inkarcıların da, "...
Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana,
sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz..."
(Hud Suresi, 27) diyerek, dindarları küçümsemeye çalıştıkları
bildirilmiştir. Allah inkarcıların kendilerini akıllı sanmalarından
bir diğer ayette şöyle söz eder:
Ve kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz
de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi
mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar
kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Çin Komünist Partisi'nin, dindarlığı, "Çin halkının alt tabakalarındaki
insanlar tarafından benimsenmiş iptidai bir inanç" gibi göstermek
çabası da, aynı "düşük akıllılığın" bir devamıdır.
Komünist Parti bir yandan bu gibi propaganda yöntemleri kullanırken,
bir yandan da Müslümanlar üzerindeki baskıları sıkılaştırmaktadır.
1990'larda gerçekleşen bağımsızlık girişimlerinin (Baren ayaklanması,
İl ayaklanması) ardından Müslümanlara yönelik baskı daha da arttı.
Bu ayaklanmaların tüm Doğu Türkistan sathına yayılması ve resmi
görevlerde bulunan Türklerin de bağımsızlık hareketine destek vermesi
Kızıl Çin'i fazlasıyla rahatsız etti. Ve bu hareketi destekleyen
Müslümanlara karşı acımasız bir kampanya daha başladı. Yüz binlerce
insan tutuklandı, binlercesi idam edilirken on binlercesi de çalışma
kamplarına gönderildi. Bu dönemde Müslümanlara karşı uygulanan baskıyı,
bölgeye girip bir dizi gizli röportaj yapma imkanı bulan nadir gazetecilerden
Micheal Winchester, Inside Story China: Beijing vs. Islam (Hikayenin
İçinden: Pekin İslam'a Karşı) adlı makalesinde şöyle aktarıyordu:

Yaşadıkları her türlü zorluğa, uğradıkları
çeşitli işkencelere rağmen Doğu Türkistan halkı dinini yaşamakta
ve ibadetlerini yerine getirmekte büyük bir sebat göstermektedir.
|
O günden beri resmi kaydı olmayan camiler kapatıldı, camilerin
dışına konulan hoparlörler kaldırıldı, çocuklar ve gençler için
Kuran dersleri kaldırıldı, dışarıdan gelen dini bağışlara yasak
konuldu, hacca gitmek isteyenlere yaş sınırlaması getirildi, dini
yayınların büyük çoğunluğu yasaklandı, Komünist Parti üyeleri camiye
gitmeleri durumunda işlerinden atıldı.18
Micheal Winchester'ın görüştüğü ve gerçek ismini vermekten kaçınan
bir Türkistanlı, devlet dairesinde çalıştığı için asla camiye gidemediğini
ve eğer camiye gittiği görülürse işten atılacağını söylüyordu. Bu
nedenle evde gizli gizli namaz kılıyordu. Bunun nedeni ise Çin'in
özellikle 1980'lerden sonra dozunu artırdığı İslam düşmanlığı idi.
1997 yılında Doğu Türkistan Resmi Gazetesi Xinjiang Daily'de parti
üyelerinin dine bakış açılarının nasıl olması gerektiği şöyle ifade
edilmekteydi:
Dine samimi olarak inanan ve fikirlerini değiştirmemekte ısrar
eden parti üyelerine tabi tutulacakları eğitimden sonra, hatalarını
değiştirmeleri için süre verilecektir. Partiden ayrılmaya ikna edilecekler
ya da durumun ciddiyetine göre partiden ihraç edileceklerdir. Son
yıllarda 98 dine inanan parti üyesi bu muameleyle karşılaşmıştır.19

Çin Komünist Partisi Kuran eğitimini
yasaklamıştır.
|
Doğu Türkistan'da, ibadet ettiği veya Kuran öğrendiği fark edilen
kişiler -özellikle 18 yaşından küçükse- mutlaka cezalandırılmaktadır.
Çünkü komünist Çin kanunlarına göre 18 yaşından küçük çocukların
Kuran öğrenmeleri kesinlikle yasaktır. Örneğin 1999 yılında 12 yaşındaki
beş çocuk Kuran okumayı öğrendikleri için tutuklanmıştır. Çocuklardan
birisi polis merkezinden kaçınca, ailesi polis tarafından göz altına
alınıp işkenceye uğramış ve çocukları gelinceye kadar kendilerinin
serbest bırakılmayacağı söylenmiştir.20 Bu olay,
Doğu Türkistan'da sıkça rastlanan örneklerden sadece bir tanesidir.
Sadece dinlerini yaşadıkları ya da yaşamak isteyen insanlara İslamı
öğrettikleri için binlerce insan tutuklanmış ve işkence görmüştür.
Göz altına alınan din adamlarının suçlandıkları konular ise çok
dikkat çekicidir. Örneğin 28 Ekim 1999'da göz altına alınan ve ağır
para cezasına çarptırılıp görevinden alınan Hotan'daki Oybağ Camisi'nin
İmamı Mehmet Ali'nin suçu, dini, Komünist Parti'nin dikte ettirdiği
şekilde öğretmemektir. İmam Mehmet Ali'nin suç duyurusunda işlediği
"suçlar" şu şekilde sıralanmıştır:
Görevi boyunca İmam Mehmet Ali, Komünist Parti'nin kurallarını
öğrenmemiş, öğretmemiş ve uygulamamıştır. Din İşleri Başkanlığı'nın
talimatlarını görür gibi yapmış, ancak Başkanlığın organize ettiği
çalışmalara ve eğitsel faaliyetlere katılmamıştır... Kimliği belirsiz
kişilerin camide kalmasına izin vermiştir...21
Benzer gerekçelerle Hotan genelinde tutuklanan diğer altı imamın,
"komünist öğretileri öğretmemek" dışında suç listelerine eklenen
diğer maddeler de, Kızıl Çin'in Müslümanlar üzerindeki baskısını
göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır:
Dualarının sonunda "Allah Müslümanları ateistlerin baskılarından
korusun" demişlerdir. Komşu bölgelerden ibadet etmek için camiye
gelen kişileri geri çevirmemişlerdir. Cuma namazları ve vaazları
için tanınan 20 dakikalık süreyi aşmışlardır. Dini eğitim almak
için gelen insanların varlığından hükümeti haberdar etmemişlerdir.22
|
MAO'NUN
DİN DÜŞMANLIĞI

Mao da diğer komünist diktatörler
gibi kendince bir ilahlık iddiasında bulunmuş ve posterlerinde
bu çarpık inancı ön plana çıkarmıştır.
|
Diğer tüm komünist diktatörler gibi Mao
da, hem Allah'ı inkar etmiş hem de halkını Allah'a inanmaktan
alıkoymaya çalışmıştır. Allah'a inanan, dinini yaşamak isteyen
ve inançlarını korumaya çalışanlara ise akıl almaz işkenceler
yaptırmış, dinlerinden dönmeleri için her türlü zulmü uygulatmıştır.
Mao'nun bir diğer yönü ise kendisini Çin halkına adeta ilah
gibi göstermesidir.
İnkarcı diktatörlerin bu ortak yönü, Kuran'da
da bildirilmiştir. Ayetlerde Firavun'un halkına "...
Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..."
(Kasas Suresi, 38) şeklinde seslendiği bildirilir.
Ancak kibirlenen ve kendilerini bir ilah gibi gören bu inkarcıların
acı sonu da Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik;
Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü.
Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): İsrailoğullarının
kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım
ve ben de Müslümanlardanım dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen
önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün
ise, senden sonrakilere bir ayet olman için seni yalnızca
bedeninle kurtaracağız. Gerçekten insanlardan çoğu, bizim
ayetlerimizden habersizdirler." (Yunus Suresi, 90- 92)
|
5. Owen Lattimore, Studies
in Frontier History, London 1962, s. 59
6. Herman Albert, Historical and Commercial Atlas
of China, Harvard University Press, 1935
7. Alaeddin Yalçınkaya, Sömürgecilik ve Panislamizm
Işığında Türkistan, Timaş Yayınları, 1997, İstanbul, s. 28
8. İsa Yusuf Alptekin, Unutulan Vatan Doğu Türkistan,
Seha Yayıncılık, İstanbul, 1999, s. 91
9. Pan Ku, The Account of Hsing-nu, Han-Shu, 91,
Bölüm 2, s. 32 a-b 
10. China Daily, 26 Nisan 1999
11. China Daily, 4 Ocak 1999
12. www.uyghuramerican.org/economy/chinaonlineoct62000.html
13. The Los Angeles Times, 1 Aralık 1983
14. The Los Angeles Times, 1 Aralık 1983
15. www.caccp.org/et/etiu1.html
16. Peter Morison, Religion in Communist Lands,
no 12, 1984
17. Radio Free Europe/RL, 1.09.1986
18. Asiaweek, 24 Ekim 1997
19. Amnesty International Report, 4 Nisan 1999
20. East Turkistan Information Center, 30 Ekim
1999
21. East Turkistan Information Center, 19 Kasım
1999
22. East Turkistan Information Center, 19 Kasım
1999
|